



içsel ve de içimsel..




Gençsinizdir.. Bazı amaçlarınız vardır hayatta gerçekleştirmek istediğiniz.. Ve bunları başarmak için de sizden bazı şeyler yapmanız istenir.. Ancak bu istenen şey o kadar gizemli ve ürkütücüdür ki istenileni yerine getirdiğinizde artık amaçlarınız yoktur.. İçinize saldığı korku ve kolayca sizi yaralayabileceğini farkettirmesi sizi amaçsızlığa sevkeder..
Ne kadar da kendi hayatlarımızı hatırlatıyor değil mi? En azından bana benimkini..
İlk gördüğümde Anthony Hopkins'in tüyler ürpertici bakışlarına inanamadığım için sahneyi kaç defa başa almışımdır kimbilir..

Her insan denen ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan yaratığın hayatında muhakkak sessizliği çekmek zorunda olduğu zamanlar oluyor.. Bir bekleyişin, bir hüznün, bir mutluluğun.. İşte gene böyle bir sessizlik çekmek zorunda olduğum bir zamandayım. Acaba bu sefer neyin sessizliği?..
Şu an itibariyle açığız.. Ben burayı canım sıkıldıkça iç dünyamdan gerçekleşen, gerçekleşmesini istediğim yada gerçekleşmesinden korktuğum yani İÇSEL şeyler ile üstüne muhabbeti yapılmaya ve içmeye değer yani İÇİMSEL şeyler ile doldurmayı istiyorum.. Ve bunu da hayatımda en çok sevdiğim ve kendimi adamak isteyebileceğim belki de nadir şeylerden biri olan sinemayla birleştirerek yapabilirsem biraz daha rahatlayacağıma inanıyorum.. Tabi başka yazarlarımız da olursa istediklerini yazmakta serbestler ama lütfen gelip de bu blogta herhangi birşeyin propagandasını yapmak yada burayı facebook gibi komik ama herkesin 1500 kere izlediği videolarla doldurma çabasına girilmesin.. Burasının benim ve türevlerimin dünyası olduğunu unutmayalım.. İyi hayatlar..